بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَىٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَىٰ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
İslam'ın Beş Şartından Biri

Malın temizlenmesi,
toplumun dengelenmesi.

Zekât, belirli bir zenginlik düzeyine ulaşan Müslümanların, servetlerinin kırkta birini ihtiyaç sahipleriyle paylaşmasıdır. Bu sayfa; zekâtın anlamını, şartlarını, nisap miktarlarını ve kimlere verildiğini güvenilir dini kaynaklara dayanarak sade bir şekilde anlatır.

%2,5
Standart zekât oranı — kırkta bir
80,18 g
2026 altın nisap değeri (yaklaşık)
354 gün
Zekât için gereken kameri yıl
01 — Tanım

Zekât nedir?

Zekât kelimesi Arapça'da "artma, çoğalma, temizlenme" anlamına gelen bir kökten gelir. Terim olarak, belirli bir zenginlik ölçüsüne (nisap) ulaşmış Müslümanların, mallarının belirli bir bölümünü Allah rızası için, dinen belirlenmiş kişi ve gruplara vermesi anlamına gelir.

Malın Boyutu
Arınma
Verilen zekât, geriye kalan malı temiz ve helal kılar; maldaki başkasının hakkı yerine ulaştırılmış olur.
Kişinin Boyutu
Olgunlaşma
Zekât veren kişi cimrilik ve mal biriktirme hırsından uzaklaşır; paylaşma bilinci gelişir.
Toplumun Boyutu
Denge
Zenginle yoksul arasında bir köprü kurar; gelir dağılımındaki uçurumu azaltmayı amaçlar.
Rûhu'l-Beyân, İsmail Hakkı Bursevî, III/453

Bursevî, "zekât" kelimesinin Arapça kök anlamını incelerken, bu kökün "bir şeyde söz ve fiil bakımından güç/kuvvet" anlamına işaret ettiğini, sadaka olarak verilen malın da "zekât" diye adlandırılmasının sebebinin, onun taşıdığı bu mânevî güçle sahibinden belâyı def etmesi olduğunu aktarır. Bu açıklama, zekât kelimesinin yalnızca "artma" ve "temizlenme" değil, aynı zamanda "koruyucu güç" anlamını da taşıdığını gösterir.

02 — Yükümlülük

Zekâtın farz olma şartları

Bir kişinin zekâtla yükümlü sayılması için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.

03 — Ölçü

Nisap miktarları

Nisap, zekâtla yükümlü olmak için esas alınan asgari zenginlik ölçüsüdür. Mal türüne göre farklı nisap ölçüleri vardır.

Mal TürüNisap MiktarıOran
Altın20 miskal (yaklaşık 80,18 gram)%2,5
Gümüş200 dirhem (yaklaşık 561 gram)%2,5
Nakit / Ticaret MalıAltın nisabına denk değer%2,5
Deve5 başKademeli
Sığır30 başKademeli
Koyun / Keçi40 başKademeli
Tarım Ürünü (Öşür)Yaklaşık 1 ton (653 kg'ı aşan)%5 – %10

Tarım ürünlerinde oran sulama şekline göre değişir: doğal yollarla (yağmur, nehir) sulanan ürünlerde onda bir (%10), emek ve masrafla (motorla, ücretli) sulanan ürünlerde yirmide bir (%5) zekât verilir. Diyanet İşleri Başkanlığı, günümüzde genellikle altın nisabının esas alınmasını önermektedir.

04 — Ayrıntı

Zekâta tabi malların tafsilatlı dökümü

Klasik fıkıh kitapları, zekâta tabi malları büyük başlıklar altında toplar. Aşağıda her kategori, fıkhi ayrıntılarıyla birlikte ele alınmıştır.

05 — Karşılaştırma

Dört mezhebe göre başlıca farklar

Zekâtın temel çerçevesinde mezhepler arasında geniş bir mutabakat olmakla birlikte, bazı ayrıntılarda farklı içtihatlar bulunur.

KonuHanefîŞâfiî / Mâlikî / Hanbelî
Kullanılan ziynet altınıZekâta tabidirMeşru kullanım ölçüsünde muaftır (Şâfiî, Mâlikî görüşü)
Nisap ölçüsü tercihiFakirin lehine olan (genelde gümüş) nisap esas alınabilirÇoğunlukla altın nisabı esas alınır
Sekiz sınıfa dağıtımMalikin dilediği sınıf(lar)a verebileceği görüşü yaygındırMâlikî'de dağıtım yetkisi daha çok devlet başkanına (imam) bırakılır
Zekâtın niyet zamanıAyırırken veya verirken niyet yeterlidirŞâfiîlerde niyetin zekâtı ayırma anında bulunması gerektiği vurgulanır

Bu tablo genel eğilimleri özetler; her mezhep içinde de âlimler arasında farklı tercihler bulunabilir. Kişisel durumunuz için bağlı olduğunuz mezhebin güncel fetva kurullarına danışmanız önerilir.

06 — Kapsamlı Hesaplama

Zekâtınızı adım adım hesaplayın

Bu araç, varlıklarınızı kategori kategori girmenize, altın/gümüşün güncel gram fiyatından TL karşılığını otomatik hesaplamanıza ve nisap şartını gerçek zamanlı görmenize imkân tanır. Altın/gümüş fiyatı, sayfa açılır açılmaz Harem Altın verilerini de kaynak olarak kullanan bir piyasa servisinden otomatik çekilir ve her 5 dakikada bir kendiliğinden tazelenir; bağlantı kurulamazsa en son bilinen değerlere otomatik geçilir. Fiyatı elle değiştirirseniz otomatik tazeleme o alana dokunmaz. Sonuç yalnızca tahminî bir rehberdir; kesin hesap için mezhep görüşünüzü ve güncel piyasa değerlerini teyit ediniz.

Tutarları TL cinsinden girin
1 — Nakit ve Ticaret Malı
Elinizdeki ve hesabınızdaki tüm nakit
Stok, satılık mal vb. — bina/demirbaş hariç
2 — Altın ve Gümüş
Sayfa açıldığında otomatik çekilir — elle yenilemek için tıklayın
gr
gr
Kullanılan ziynet altını için mezhepler farklı görüştedir (bk. "Mezhepler Arası Farklar" bölümü) — bu araç Hanefî görüşünü esas alarak tüm altını dahil eder. Altın/gümüş gram fiyatı, para biriminden bağımsız olarak her zaman TL cinsindendir (Harem Altın kaynaklı).
3 — Düşülecek Borçlar
Kredi kartı, kısa vadeli kredi vb. (TL)
4 — Nisap Ölçütü
Üzerinden bir kameri yıl (havl) geçti mi? Zekât yalnızca bu şart sağlandığında farz olur.

Önemli HatırlatmaZekâtın farz olması için malın üzerinden tam bir kameri yıl geçmesi şarttır. Ama pratik bir tavsiye: elde edilen malın veya paranın hangi tarihte alındığını tam olarak bilememe durumu söz konusu olabileceğinden, elinizdeki mal ve borçları güncel haliyle hesaplanması daha güvenli ve daha hayırlıdır. Çünkü fazla verilen zekât Allah'ın rızasına vesile olurken, eksik verilen zekât noksan kalır.

0Nisap: —
TAHMİNİ ZEKÂT TUTARI (%2,5)
0 ₺
Değerleri girin
07 — Alıcılar

Zekât kimlere verilir, kimlere verilemez?

Zekâtın kimlere verileceği Kur'an'da (Tevbe Suresi, 60. ayet) sekiz grup halinde belirtilmiştir. Bunun dışında, yakınlık derecesine bağlı bazı kişilere zekât verilemez.

Verilebilecek Sekiz Grup

  • Fakirler (nisap miktarı malı olmayanlar)
  • Miskinler (günlük ihtiyacını dahi karşılayamayanlar)
  • Zekât toplamakla görevli memurlar
  • Kalpleri İslam'a ısındırılacak kişiler
  • Esaretten kurtulacak kişiler
  • Borçlular
  • Allah yolunda olanlar (ilim, hizmet vb.)
  • Yolda kalmış, muhtaç yolcular

Verilemeyecek Kişiler

  • Anne, baba, büyükanne ve büyükbabalar
  • Çocuklar, torunlar ve onların çocukları
  • Eşler birbirlerine zekât veremez
  • Nisap miktarı malı olan (zengin) kişiler
  • Gayrimüslimler (Hanefi görüşüne göre)
  • Babası zengin olan reşit olmamış çocuk

Kardeş, amca, hala, dayı, teyze, gelin, damat, kayınvalide ve kayınbaba gibi diğer akrabalar — zengin değillerse — zekât alabilir. Birçok âlim, zekâtın öncelikle ihtiyaç sahibi yakın akrabaya, sonra komşulara verilmesini tavsiye eder.

08 — Ayrım

Zekât, fitre ve sadaka farkı

Üçü de paylaşmaya dayansa da, hüküm, miktar ve zamanlama bakımından birbirinden ayrılır.

ZekâtFitre (Sadaka-i Fıtır)Sadaka
HükmüFarzVacipGönüllü (nafile)
MiktarıVarlığın %2,5'iSabit, kişi başı miktarBelirsiz, kişiye bağlı
Zaman ŞartıBir kameri yıl geçmesi gerekirYıl şartı aranmazHerhangi bir zaman
Kimler ÖderNisap sahibi her MüslümanNisap sahibi, kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler içinİsteyen herkes
Yaygın ZamanıYıl boyunca, malın havline göreRamazan Bayramı öncesiHer zaman
09 — Naslar

Ayetler: müfessirlerin açıkladığı şekliyle

Aşağıda, zekâtla doğrudan ilgili altı ayet; kendi yorumumuz değil, klasik ve güncel tefsirlerde müfessirlerin bu ayetlere dair yaptığı açıklamalar esas alınarak aktarılmıştır.

Ayet
Bakara Suresi, 2/43
"Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin."

Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb adlı tefsirinde, ayette dinin pek çok hükmü içinden özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesini şöyle açıklar: Namaz bedenle yapılan ibadetlerin en önemlisi, zekât ise malla yapılan ibadetlerin en önemlisidir; bu yüzden ikisi bir arada anılarak dinin hem bedenî hem malî yönü temsil edilmiştir. Taberî ise ayetin bağlamını, hitabın önce İsrâiloğulları'na yönelik olduğu ve onların da tıpkı müslümanlar gibi namaz ve zekâtla yükümlü tutulduğu şeklinde açıklamıştır. Diyanet'in Kur'an Yolu Tefsiri, bu iki görüşü birlikte nakleder (bk. Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, III, 44; Taberî, Câmiu'l-Beyân, I, 255).

Ayet
Bakara Suresi, 2/267
"Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardıklarımızın temizinden infak edin."

Müfessirler bu ayeti, zekât ve sadakada verilecek malın niteliğiyle ilgili bir uyarı olarak açıklar. Klasik tefsirlerde aktarılan bir rivayete göre, ayet, bazı sahâbîlerin hurma bahçelerinin düşük kaliteli ürününü sadaka olarak ayırması üzerine inmiştir; Allah Teâlâ bununla, kişinin kendisinin bile razı olmadan alamayacağı değersiz bir malı Allah yoluna vermekten sakındırmıştır. İbn Kesir ve Kurtubî gibi müfessirler bu rivayeti eserlerinde nakleder ve ayetin, zekâtta niyet kadar verilen malın kalitesinin de gözetilmesi gerektiğine işaret ettiğini belirtir.

Ayet
Tevbe Suresi, 9/34-35
"Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları elem verici bir azapla müjdele."

Ashâb-ı kirâmdan Sevbân (r.a.)'ın naklettiğine göre bu ayet indiğinde kendisi bir seferde Hz. Peygamber'le birlikteydi; ayetin sertliğinden endişelenen sahâbe, hangi malın biriktirilmesinin yasaklandığını sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, zekâtı ödenmiş olan malın artık kınanan "kenz" (yığma) kapsamına girmediğini bildirerek onları rahatlattı — bu açıklama, başta Taberî ve İbn Kesir olmak üzere birçok müfessir tarafından nakledilir. Taberî, İbn Ömer'in bu ayet hakkındaki meşhur sözünü de aktarır: "Zekâtı ödenen her mal kenz değildir, isterse toprağa gömülü olsun; zekâtı ödenmeyen her mal ise kenzdir, isterse göz önünde dursun." Fahreddin er-Râzî ise Mefâtîhu'l-Gayb'da ayetin sonundaki "onları elem verici bir azapla müjdele" ifadesindeki ince bir nükteye dikkat çeker: "müjde" kelimesinin normalde sevindirici haberler için kullanıldığını, burada ise alaycı (tehekkümî) bir üslupla azap için kullanıldığını, bunun kanzedenlerin bekledikleri "kurtuluş"un tam tersiyle karşılaşacaklarını vurgulayan edebî bir inceliği taşıdığını belirtir. Diyanet'in Kur'an Yolu Tefsiri de aynı doğrultuda, ayetin hedefinin altın-gümüş biriktirmenin kendisi değil, zekâtı ödenmeden yapılan ve ekonomik hayatı durağanlaştıran bencil bir stoklama olduğunu vurgular.

Ayet
Tevbe Suresi, 9/60
"Sadakalar (zekâtlar) ancak Allah'tan bir farz olarak fakirler, düşkünler, zekât memurları, kalpleri ısındırılacak olanlar... içindir."

Taberî, Câmiu'l-Beyân'da "fakir" ve "miskin" kelimelerinin farkı konusunda sahâbe ve tâbiînden birbirinden farklı rivayetler nakleder: Katâde'ye göre fakir, bir özrü (hastalık, sakatlık) olan kimsedir, miskin ise sağlıklı olduğu halde ihtiyaç sahibi olandır; İbn Abbas'a göre ise miskin dilenip dolaşan kişidir, fakir ise dilenmeyip iffetini koruyan yoksuldur; bir başka rivayette fakirin muhacirlerin yoksulları, miskinin ise hicret etmeyen muhtaç müslümanlar olduğu aktarılır. Taberî bu rivayetlerin tamamını sıralayıp tercihini "dilenmeyen iffetli yoksul – fakir; dilenen yoksul – miskin" görüşünden yana kullanır. İbn Kesîr, ayetin tefsirinde Ebû Dâvûd'un Sünen'inde Ziyâd b. el-Hâris es-Sudâî'den naklettiği bir hadisi aktarır: Hz. Peygamber'e sadakadan bir pay isteyen bir adama, Allah'ın zekâtın taksimini hiçbir peygambere bırakmayıp bizzat kendisinin sekiz sınıfa böldüğünü, kişi bu sınıflardan birine giriyorsa payının verileceğini bildirmiştir. Kurtubî ise el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân'da, zekâtın sekiz sınıfın tamamına eşit olarak mı dağıtılması gerektiği, yoksa tek bir sınıfa verilmesinin de yeterli olup olmadığı konusundaki fakihler arası ihtilafı ayrıntılı şekilde nakleder; İmam Mâlik'in bu konuda devlet başkanının (imam) takdirine bıraktığı görüşünü, diğer bazı fakihlerin ise malikin dilediği sınıfa verebileceği görüşünü karşılaştırır. Rûhu'l-Beyân'da İsmail Hakkı Bursevî ise bu sekiz sınıfın zâhirî anlamının yanında, kişinin kendi nefsindeki "fakirlik" ve "zenginlik" hallerine dair işârî bir yorum da ekler; ona göre zekât vermek, yalnızca dışarıdaki fakiri değil, verenin kendi nefsindeki cimrilik hastalığını da tedavi eder.

Ayet
Tevbe Suresi, 9/103
"Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin, arıtırsın."

Müfessirler bu ayeti zekâtın toplanma emrinin dayanağı sayar. Taberî ve Kurtubî, ayetteki "onları temizlersin" ifadesinin hem malın kirinden (başkasının hakkından) hem de kişinin nefsindeki cimrilik ve tamahtan arınmayı kapsadığını belirtir. Râzî ise ayetin devamındaki "onlar için dua et" emrinden hareketle, zekât toplayan görevlinin, zekâtını veren kişiye dua etmesinin müstehap olduğu hükmünü çıkarır.

Tam Liste — Arapça Metinleriyle

"زكاة" kelimesinin geçtiği bütün ayetler

"الزكاة" (belirlilik takılı, ez-zekât) lafzı Kur'an-ı Kerim'de tam olarak 28 ayette geçer; buna Rûm sûresi 39. ayetteki belirsiz ("زكاة") kullanım da eklendiğinde toplam 29 ayet eder. Aşağıda bu ayetlerin tamamı, sure ve numarasıyla birlikte özgün Arapça metniyle sunulmuştur.

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükûya varın.
TefsirAyet, İsrailoğulları'na yönelik uyarıların ardından müminlere hitap eder. Fahreddin er-Râzî, namaz ve zekâtın burada özellikle anılmasını, İslam'ın hem bedenî hem malî ibadetinin bir arada zikredilmesi olarak açıklar; "rükû edenlerle rükûya varın" ifadesini bazı müfessirler cemaatle namaza teşvik olarak yorumlar.
Bakara 2/43
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا اللَّهَ ۖ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ
İsrailoğullarından; Allah'tan başkasına kulluk etmemeleri, ana-babaya ve akrabaya iyilik etmeleri, insanlara güzel söz söylemeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri için söz alınmıştı.
TefsirBen-i İsrail'den alınan "mîsâk" (ahid) bağlamında yer alır. Müfessirler, burada sayılan ilkelerin (tevhid, ana-babaya iyilik, akraba-yetim-yoksula şefkat, güzel söz, namaz, zekât) önceki şeriatlarla İslam arasında bir süreklilik gösterdiğini, aynı ahlaki-ibadet çerçevesinin tekrarlandığını belirtir.
Bakara 2/83
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ ۚ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ
Namazı kılın, zekâtı verin; kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulursunuz.
TefsirÖnceki ayetlerde ehl-i kitabın kıskançlığından söz edildikten sonra müminlere bir yönlendirme olarak gelir. Müfessirler, "kendiniz için gönderdiğiniz hayrı Allah katında bulursunuz" ifadesini, dünyevi çekişme yerine ibadet ve hayra yönelmenin ahiretteki karşılığına dair bir teşvik olarak açıklar.
Bakara 2/110
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَآتَى الْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينَ ... وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا
Asıl iyilik; malını sevdiği halde akrabaya, yetimlere, yoksullara verebilen, namazı kılan, zekâtı veren ve sözünde durandır.
Tefsir"Birr" (iyilik) ayeti diye bilinir. Müfessirler, ayetin kıble değişikliği tartışmaları sırasında indiğini; gerçek dindarlığın yalnızca dış şekilde değil, iman, ahlak ve infakta olduğunu vurguladığını belirtir. Zekât burada imanın somut bir göstergesi sayılır.
Bakara 2/177
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ
İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatı Rableri katındadır; onlara korku yoktur, üzülmeyeceklerdir.
TefsirFaiz (ribâ) yasağını anlatan ayetler dizisinin hemen bitişiğinde yer alır. Müfessirler bunu, faizle büyüyen malın aksine, namaz-zekâtla arınmış malın Allah katındaki karşılığına dair kasıtlı bir tezat olarak okur.
Bakara 2/277
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ
Kendilerine 'elinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekâtı verin' denilenlere, savaş farz kılınınca bazıları insanlardan Allah'tan korkar gibi korkmaya başladı.
TefsirMüfessirler bu ayeti, Mekke döneminde savaşa henüz izin verilmeden önce müminlere sabır ve ibadetle (namaz-zekât) meşgul olmalarının emredildiği; Medine'de cihad farz kılınınca bazı zayıf imanlıların bundan çekindiği bir geçiş dönemi tasviri olarak açıklar.
Nisâ 4/77
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
لَٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ ... وَالْمُقِيمِينَ الصَّلَاةَ ۚ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ
Onlardan ilimde derinleşenler ve namazı dosdoğru kılıp zekâtı veren, Allah'a ve ahiret gününe inanan müminlere büyük bir mükâfat vereceğiz.
Tefsir"Râsihûn fi'l-ilm" (ilimde derinleşenler) ifadesiyle, ehl-i kitaptan hakka inanan bir azınlığın da namaz-zekât ile nitelendiği belirtilir. Müfessirler bunu, kitap ehlinden iman edenlerin müminlerle eşit bir övgüye layık görüldüğüne işaret sayar.
Nisâ 4/162
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلَاةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنْتُمْ بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا
Eğer namazı kılar, zekâtı verir, elçilerime iman edip onlara yardımcı olur ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, kötülüklerinizi örterim.
TefsirYine Ben-i İsrail'den alınan mîsâkı hatırlatır. Müfessirler, zekâtın burada "Allah'a güzel bir borç vermek" ifadesiyle birlikte anılmasını, infakın Allah katında bir yatırım olarak sunulduğuna dair bir teşbih olarak açıklar.
Mâide 5/12
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resûlü ve namazı kılıp rükû halindeyken zekât veren müminlerdir.
Tefsir"Rükû halinde zekât veren" ifadesi müfessirler arasında tartışmalı bir konudur; bazı müfessirler bunu belirli bir olaya (namazda sadaka verilmesi) bağlarken, çoğunluk klasik müfessir bunu genel bir mümin vasfı olarak, Allah'ın velayetinin şartlarından biri şeklinde okur.
Mâide 5/55
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُمْ بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
Rahmetimi, Bana karşı gelmekten sakınan, zekâtı veren ve ayetlerimize inananlar için yazacağım.
TefsirHz. Mûsâ'nın duası bağlamında yer alır. Müfessirler, rahmetin şartı olarak sayılan "sakınma, zekât verme, ayetlere iman" üçlüsünün, geçmiş ve gelecek bütün müminleri kapsayan evrensel bir ilke olarak sunulduğunu belirtir.
A'râf 7/156
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Eğer tövbe eder, namazı kılar ve zekâtı verirlerse artık yollarını serbest bırakın; şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
TefsirMeşhur "kılıç ayeti" bağlamındadır. Müfessirler, ayetin müşriklerle ilişkilerin sona erdirilmesini anlattığını, ancak hemen ardından tövbe edip namaz-zekâtla İslam'a girenlerin serbest bırakılacağının vurgulanmasının, ayetin sertliğini dengeleyen bir istisna olduğunu belirtir.
Tevbe 9/5
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ ۗ وَنُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Eğer tövbe eder, namazı kılar ve zekâtı verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir; bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
TefsirBir önceki ayetin devamıdır. Müfessirler, "namaz ve zekât" şartının burada, kişinin din kardeşi sayılması için asgari, dışarıdan gözlemlenebilir somut bir ölçüt olarak sunulduğunu; salt kalbî iman iddiasının yeterli görülmediğini vurgular.
Tevbe 9/11
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ
Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.
TefsirMüfessirler, ayetin müşriklerin Mescid-i Haram'ı imar ettiklerine dair iddialarına bir cevap olarak indiğini; gerçek imarın yapı değil, iman, namaz, zekât ve ihlasla olduğunu anlattığını belirtir.
Tevbe 9/18
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ۚ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ
Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostudur; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı kılar, zekâtı verirler.
TefsirÖnceki ayetlerde münafıkların olumsuz nitelikleri sayıldıktan sonra, müminlerin olumlu nitelikleri karşıt biçimde sıralanır. Müfessirler namaz-zekâtın burada "iyiliği emredip kötülükten sakındırma" ile birlikte, toplumsal dayanışmanın somut göstergesi olarak sunulduğunu belirtir.
Tevbe 9/71
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
Beni nerede olursam olayım kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti (beşikteki İsa'nın sözlerinden).
TefsirBeşikteki Hz. İsa'nın mucizevi konuşması bağlamındadır. Müfessirler, henüz bebekken kendisine namaz ve zekâtın vahyedilmiş olmasının, onun peygamberliğinin erken bir kanıtı olarak sunulduğunu belirtir.
Meryem 19/31
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّهِ مَرْضِيًّا
İsmail, ailesine namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi katında hoşnutluğa ulaşmış bir kimseydi.
TefsirHz. İsmail hakkındadır. Müfessirler ayeti, bir peygamberin kendi ailesine dahi dinî sorumlulukları (namaz-zekât) öğretme ve emretme görevinin örneği olarak okur.
Meryem 19/55
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ ۖ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ
Onları emrimizle doğru yolu gösteren önderler kıldık; kendilerine hayırlı işler yapmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik.
TefsirHz. İbrahim ve soyundan gelen peygamberler bağlamındadır. Müfessirler, "hayırlı işler, namaz, zekât" üçlüsünün bütün peygamberlere vahyedilen ortak ve değişmez ilkeler olduğunu, bunun şeriatlar arasındaki sürekliliğe işaret ettiğini belirtir.
Enbiyâ 21/73
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
الَّذِينَ إِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ
Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine yeryüzünde imkân versek namazı kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar.
Tefsir"Kendilerine yeryüzünde iktidar versek" ifadesiyle başlar. Müfessirler bunu, iktidara gelen müminlerin görevinin zulüm değil ibadet (namaz-zekât) ve ahlaki düzen (iyiliği emretme) olduğunu anlatan bir "iyi yönetim" ilkesi olarak yorumlar.
Hac 22/41
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ ۖ فَنِعْمَ الْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın; O sizin sahibinizdir — ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır.
TefsirSûrenin sonunda, dinde zorluk olmadığını anlatan ayetin hemen ardından gelir. Müfessirler bunu, ibadetin (namaz-zekât) Allah'a sığınma ve O'na bağlılığın somut ifadesi olarak sunduğunu belirtir.
Hac 22/78
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ
Öyle yiğitler vardır ki, ne ticaret ne alışveriş onları Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamaz.
TefsirMeşhur "Nur ayeti"nin hemen ardından gelir. Müfessirler bunu, dünyevi meşguliyetin (ticaret) dahi kişiyi ibadetten alıkoymaması gerektiğine, tüccarların bile namaz-zekâtı asla ihmal etmemesi gerektiğine dair bir örnek olarak yorumlar.
Nûr 24/37
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Namazı kılın, zekâtı verin ve Peygamber'e itaat edin ki merhamete kavuşasınız.
TefsirSûrenin ahlaki-hukuki hükümlerinin (iftira, mahremiyet vb.) toparlandığı bölümde yer alır. Müfessirler bunu, toplumsal düzenin temelinin bireysel ibadet disiplinine (namaz-zekât-itaat) dayandığına dair bir hatırlatma olarak okur.
Nûr 24/56
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete kesin olarak inanan kimselerdir.
TefsirSûrenin girişinde, Kur'an'ın müminler için bir hidayet olduğunu anlatan ayetlerin devamıdır. Müfessirler namaz-zekât-ahiret imanının, "muhsinler" (iyilik yapanlar) tarifinin üç temel unsuru olarak sunulduğunu belirtir.
Neml 27/3
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete kesin olarak inanan kimselerdir.
TefsirNeml 27/3 ile hemen hemen aynı ifadeyi taşır. Müfessirler bu tekrarı, namaz-zekât-ahiret imanı üçlüsünün müminliğin değişmez asgari ölçütü olduğuna dair Kur'an'ın farklı surelerde verdiği bir vurgu olarak yorumlar.
Lokmân 31/4
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ۚ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ
Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamber'in ev halkı, Allah sizden sadece kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.
TefsirPeygamber'in hanımlarına hitaben inen ayetler dizisinde yer alır. Müfessirler, "Ehl-i Beyt'in temizlenmesi" ifadesiyle namaz-zekâtın birlikte anılmasını, ev/aile disiplininin toplumsal örnekliğine işaret olarak okur.
Ahzâb 33/33
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
Onlar ki zekâtı vermezler ve ahireti inkâr edenler de onlardır.
TefsirMüşrikleri tasvir eden ayetler arasında yer alır. Müfessirler, "zekât vermeyenler" ifadesinin, ahirete inanmamakla mal biriktirip paylaşmama tutumu arasındaki bağı gösterdiğini; zekâtın imanın pratik bir yansıması sayıldığını vurgular.
Fussilet 41/7
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ ۚ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin; Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
TefsirNecvâ (gizli fısıldaşma) adabıyla ilgili hükümlerin ardından gelir. Müfessirler bunu, toplumsal disiplinin ardından genel bir ibadet emriyle (namaz-zekât) pekiştirilmesi olarak yorumlar.
Mücâdele 58/13
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا
Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun, namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel bir borç verin.
TefsirSûrenin gece namazı (teheccüd) emrini hafifleten son ayetidir. Müfessirler, gece ibadetinin yanında zekâtın da zikredilmesini, İslam'ın bireysel maneviyatla (namaz) toplumsal sorumluluğu (zekât) dengeli biçimde bir arada istediğine işaret olarak okur.
Müzzemmil 73/20
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ ۚ وَذَٰلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ
Oysa onlara, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti; işte dosdoğru din budur.
Tefsir"Dosdoğru din" tarifinin yapıldığı ayettir. Müfessirler, ihlasla kulluk, namaz ve zekâtın burada dinin özü ("dîn-i kayyime") olarak tanımlandığını, bunun hem ehl-i kitap hem müşrikler için ortak bir çağrı olduğunu belirtir.
Beyyine 98/5
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →
وَمَا آتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِنْدَ اللَّهِ ۖ وَمَا آتَيْتُمْ مِنْ زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât ise, işte katlayarak artıranlar onlardır.
TefsirFaiz (ribâ) ile zekâtın karşılaştırıldığı meşhur ayettir. Müfessirler, insanların malını artırmak amacıyla verdiği faizin Allah katında bereketsiz kaldığını, buna karşılık yalnız Allah rızası için verilen zekâtın kat kat arttığını; bunun infakta niyetin belirleyici olduğuna dair temel bir ilke sunduğunu belirtir.
Rûm 30/39
Resmî mealleri karşılaştır →Diyanet Tefsirini Oku →

Bunlara ek olarak, Kur'an'da zekâtı doğrudan "الزكاة" lafzını kullanmadan "es-sadakât" (الصدقات) kelimesiyle anlatan üç temel ayet daha vardır — Tevbe 9/60 (zekâtın sekiz sarf yeri), Tevbe 9/103 (zekâtın toplanması emri) ve Tevbe 9/34-35 (zekâtı verilmeyen malın âkıbeti) — bu ayetlerin Arapça metinleri ve müfessir açıklamaları yukarıdaki kartlarda ayrıca yer almaktadır.

Bir Not: Rûhu'l-Beyân ve Tekrarlayan Ayetler

Yukarıdaki 29 ayetin büyük çoğunluğu ("namazı kılın, zekâtı verin" kalıbıyla) birbirine çok benzer, kısa ve tekrar eden ifadelerdir. Rûhu'l-Beyân gibi hacimli bir tefsir, bu tür tekrar eden ifadelerde genellikle ayeti ilk geçtiği yerde (çoğunlukla Bakara sûresinde) ayrıntılı işlerken, sonraki tekrarlarında yalnızca bağlama özgü farkları (siyak-sibak, öncesi-sonrası, o sûreye has bir nükte) ele alır — aynı gramer ve fıkıh açıklamasını her seferinde yeniden yazmaz. Bu nedenle, bu sayfada Rûhu'l-Beyân'dan doğrudan ve ayrıntılı olarak aktarılan yorumları, ayetin en çok tartışılan, hüküm veya işârî derinlik taşıyan yerleriyle (Bakara 2/43 ve Tevbe 9/60) sınırlı tuttuk; bunun dışındaki tekrarlayan ayetler için Rûhu'l-Beyân'ın kendine özgü, doğrulanabilir bir yorum eklemediği durumlarda içerik uydurmak yerine, olan gerçek içeriği aktarmayı tercih ettik. Rûhu'l-Beyân'ın tamamı 10 cilt olup her ayet için ayrı ayrı dijital olarak taranabilir değildir; bu sayfadaki alıntılar doğrulanabilir akademik ve dijital kaynaklardan derlenmiştir.

Kütüb-i Sitte'den Hadisler

Hadislerle zekât

Aşağıdaki hadisler, Kütüb-i Sitte olarak bilinen altı temel hadis kaynağından (Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Câmiu't-Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn Mâce) derlenmiştir.

Hadis
Buhârî, Îmân 1-2; Müslim, Îmân 19-22; Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, Îmân 13
بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ
"İslam beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, Beytullah'ı haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak."

İbn Ömer'den (r.a.) rivayet edilen bu hadis, dört hadis kitabında ortak olarak yer alır ve zekâtı, İslam'ın şehadet ve namazdan hemen sonra gelen, dinin bina edildiği beş temel esastan biri olarak sayar.

Hadis
Buhârî, Zekât 1, 41, Sadaka 1, 63; Müslim, Îmân 31 (19); Tirmizî, Zekât 6 (625); Ebû Dâvûd, Zekât 4 (1584); Nesâî, Zekât 46; İbn Mâce, Zekât 2
مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالًا فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، ثُمَّ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ، ثُمَّ يَقُولُ: أَنَا مَالُكَ، أَنَا كَنْزُكَ
"Kenze (biriktirilmiş mala) sahip olup da ondaki Allah'ın hakkını ödemeyen herkese, kıyamet günü o hazine, başının tüyleri dökülmüş bir yılan olarak gelir, ağzını açıp peşine düşer."

Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilen bu hadis, Kütüb-i Sitte'nin altısında da yer alan az sayıdaki hadislerdendir. Hadisin devamında, zekâtı ödenmemiş deve, sığır ve koyunun da kıyamet günü sahibini boynuzlayıp çiğneyen bir azaba dönüşeceği anlatılır. Müfessirler ve şarihler, bu hadisi, Tevbe 9/34-35 ayetinin pratik bir açıklaması olarak yorumlar.

Hadis
Buhârî, İ'tisâm 2, Zekât 1 ve 40, İstitâbe 3; Müslim, Îmân 32
وَاللَّهِ لَأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا
"Allah'a yemin ederim ki, namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım. Çünkü zekât, malın hakkıdır."

Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiği bu hadiste Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber'in vefatından sonra zekât vermeyi reddedenlere karşı bu sözlerle savaş kararı almış, Hz. Ömer'in itirazına bu şekilde cevap vermiştir. Hz. Ömer, sonradan bu kararın isabetli olduğunu kabul etmiştir. Hadis şarihleri bu olayı, sahâbenin icmâıyla zekâtın namaz kadar kesin bir farz kabul edildiğinin delili sayar.

Hadis
Ebû Dâvûd, Zekât 25; Tirmizî, Zekât 24
لَا تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ
"Zengine zekât (sadaka) helâl olmaz."

Bu hadis, zekâtın nisap miktarı mala sahip birine verilemeyeceğinin delili olarak fıkıh kitaplarında sıkça zikredilir; Diyanet'in Tevbe 60 tefsiri de bir yoksula verilebilecek zekât miktarının, zekâtın sosyal yardımlaşma amacını zedeleyecek ölçüde büyük olmaması gerektiğini bu hadise dayanarak hatırlatır.

Hadis
Ebû Dâvûd, Zekât 29; Nesâî, Zekât
مَنْ أَدَّاهَا مُؤْتَجِرًا فَلَهُ أَجْرُهَا، وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ مَالِهِ، عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا، لَا يَحِلُّ لِآلِ مُحَمَّدٍ مِنْهَا شَيْءٌ
"Kim zekâtını sevabını umarak verirse ona ecri vardır; kim de vermekten kaçınırsa, biz onu ve malının yarısını Rabbimizin kesin bir hükmü olarak zorla alırız."

Behz b. Hakîm'in babası ve dedesinden rivayet ettiği bu hadis, deve zekâtının nisap ve oranlarını anlatan uzun bir hadisin devamıdır; erken dönem İslam devletinde zekâtı bilerek reddedenlere uygulanabilecek caydırıcı yaptırımı gösterir.

Hadis
İbn Mâce, Zekât 3 (1792); Dârekutnî; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ
لَا زَكَاةَ فِي مَالٍ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ
"Üzerinden bir yıl (havl) geçmedikçe bir malda zekât yoktur."

Hz. Âişe'den (r.a.) rivayet edilen bu hadis, fıkıh kitaplarında zekâtın farz olması için "bir kameri yıl geçmesi" (havelân-ı havl) şartının temel delili olarak zikredilir; tarım ürünlerinde bu şartın aranmaması ise ayrı bir istisna olarak ele alınır.

Hadis
Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân 3 (Bakara 177); İbn Mâce, Zekât 28
إِنَّ فِي الْمَالِ لَحَقًّا سِوَى الزَّكَاةِ
"Malda zekâttan başka bir hak da vardır."

Bu hadis, Hz. Peygamber'in Bakara 2/177. ayeti okumasının ardından buyurduğu rivayet edilir; fakihler bu hadisi, zekâtın farz miktarının yanında akraba, komşu ve muhtaçlara yönelik gönüllü infakın da dinî bir sorumluluk olduğuna delil gösterir.

Tam Liste — 100 Konu Başlığı

Kütüb-i Sitte'de zekât ve fitre: konu başlıklarına göre tam döküm

Yukarıdaki yedi hadis, en çok başvurulan ve Arapça metniyle birlikte verilen öne çıkan hadislerdir. Aşağıda ise, İbrahim Canan'ın Kütüb-i Sitte derlemesinde (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin "Kitâbü'z-Zekât" bölümlerini konu konu bir araya getiren 18 ciltlik eser) yer alan zekât, fitre ve sadaka ile ilgili bütün konu başlıkları ve hadisleri, madde numaraları ve kaynaklarıyla birlikte listelenmiştir.

1. Zekâtın Farz Oluşu

2392 — İbn Abbas (r.a): Rasûlullah (s.a.v), Muâz'ı Yemen'e gönderirken buyurdu: "Ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun. Onları önce Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim O'nun elçisi olduğuma şahitlik etmeye çağır. Kabul ederlerse, Allah'ın kendilerine günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek zekâtı Allah'ın farz kıldığını bildir. Zekât alırken halkın değerli mallarından sakın; mazlumun bedduasından çekin, çünkü onunla Allah arasında perde yoktur." (Buhârî, Zekât 1; Dârimî, Zekât 1)

2393 — Behz b. Hakîm, babası ve dedesinden: Peygamber'e (s.a.v) İslâm'ın ne olduğunu sordum. "İrade ve isteklerini Allah'a teslim etmen, ortak koşmayı terk etmen, namaz kılıp zekât vermendir" buyurdu. (Müsned 19162)

2394 — Ebû Mâlik el-Eş'arî: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "...Namaz nurdur. Zekât Müslüman oluşumuzun belgesi ve delilidir..." (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

2395 — Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekâtını veren ve yedi büyük günahtan kaçınan kula Cennet kapıları açılır." (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

2396 — Ebû Hüreyre: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Cennetin sekiz kapısı vardır... zekâtını cömertçe verenler zekât kapısından çağrılır." Ebû Bekir sordu: "Bu kapıların hepsinden çağrılan biri var mıdır?" Buyurdu: "Evet, senin de onlardan olacağını umarım." (Tirmizî, Menâkıb 16)

2. Zekât Vermemenin Cezası

2397 — Ebû Zer: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "...Deve ve sığırlarının zekâtını vermeyen kimse kıyamet günü getirilir, o hayvanlar daha bakımlı ve semiz olarak onu ayaklarıyla çiğner, boynuzlarıyla toslar; insanların hesabı görülünceye kadar bu tekrarlanır." (Buhârî, Zekât 3; İbn Mâce, Zekât 2)

2398 — Abdullah (b. Mesud): Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Malının zekâtını vermeyen kimseye o mal kıyamet günü çıplak başlı bir yılan olup boynuna dolanır." Ardından Âl-i İmrân 180. ayeti okundu. (İbn Mâce, Zekât 2; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân 4)

2399 — Ebû Hüreyre: Rasûlullah (s.a.v), develerin, sığırların ve koyunların zekâtı verilmezse kıyamette daha semiz ve haşin halde gelip sahibini elli bin yıl süren o günde çiğneyip tosladığını uzun uzun anlattı. (Buhârî, Zekât 3; İbn Mâce, Zekât 2)

3. Zekât Vermeyen Kimsenin Durumu

2400 — Ebû Hüreyre: Rasûlullah (s.a.v)'in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir halife olunca bazı Araplar irtidat etti. Hz. Ömer'in itirazına Hz. Ebû Bekir: "Namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım, çünkü zekât malın hakkıdır. Vallahi bir yuları bile vermezlerse onunla savaşırım" dedi. Hz. Ömer sonradan bunun isabetli olduğunu kabul etti. (Ebû Dâvûd, Zekât 1)

4. Zekât Vermeyenden İslâm Zorla Alır mı?

2401 — Behz b. Hakîm, babası ve dedesinden: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Kırk saime deveden üç yaşına basmış bir deve zekât alınır... zekâtını vermek istemeyenlerden hem zekâtı hem de cezâ olarak develerin yarısını Allah'ın hakkı olarak alırız. Muhammed'in ailesine zekâttan bir şey helâl değildir." (Dârimî, Zekât 2; Müsned 19183)

5. Develerin Zekâtı Nasıldır?

2402-2403 — Ebû Saîd el-Hudrî: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Beş vesaktan az mahsule, beşten az deveye, beş ukıyyeden az gümüşe zekât gerekmez." (Buhârî, Zekât 4, 43; Müslim, Zekât 2)

2404 — Enes b. Mâlik: Hz. Ebû Bekir'in Bahreynlilere yazdığı zekât mektubu — deve sayısına göre kademeli zekât cetvelini (25'e kadar her 5 devede 1 koyun; 25-35 arası 1 yaşını bitirmiş dişi deve; 36-45 arası 2 yaşını bitirmiş dişi deve; 46-60 arası 3 yaşını bitirmiş deve; 61-75 arası 4 yaşını bitirmiş deve; 76-90 arası iki adet 2 yaşını bitirmiş dişi deve; 91-120 arası iki adet 3 yaşını bitirmiş deve; 120'den sonra her 40 devede 2 yaşını bitirmiş, her 50 devede 3 yaşını bitirmiş bir deve) ve koyun/gümüş nisabını (koyun 40'tan başlar, gümüşte kırkta bir) ayrıntılı şekilde belirtir. (Buhârî, Zekât 39; Ebû Dâvûd, Zekât 4)

6. Develerin Zekâtı Verilmezse Ne Olur?

2405 — Ebû Hüreyre: Rasûlullah (s.a.v) develerin, koyunların ve gizlenen hazinenin zekâtı verilmezse kıyamette sahibine azap olarak döneceğini uzun bir hadiste anlattı: "Kıyamet günü sizden birinizin zekâtı verilmemiş hazinesi varsa, o mal başının tüyleri dökülmüş bir yılan şekline dönüşür, sahibini yakalayıp: 'Ben senin malın ve hazinenim' der." (Müslim, Zekât 6; İbn Mâce, Zekât 2)

7. Peygamber Ailesine Zekât Verilmez

2406 — Behz b. Hakîm, babası ve dedesinden: "...Vermek istemeyip engel çıkaranlardan develerin yarısını cezâ olarak alırız, bu Rabbimizin bir hükmüdür. Muhammed ailesine zekâttan bir şey verilmez." (Ebû Dâvûd, Zekât 29; Dârimî, Zekât 16)

8. Sığırların Zekâtı

2407-2410 — Muâz b. Cebel: Rasûlullah (s.a.v) onu Yemen'e gönderirken, otuz sığırdan iki yaşına basmış bir buzağı, kırk sığırdan üç yaşına basmış bir sığır alınmasını emretti; gayrimüslimlerden de cizye alınmasını bildirdi. (Tirmizî, Zekât 5; İbn Mâce, Zekât 12)

9. Zekât Dışında Mallarda Başka Haklar Var mıdır?

2411 — Câbir b. Abdullah: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Zekâtı verilmeyen deve, koyun ve sığır sahibi kıyamet günü o hayvanlarca ezilir, toslanır." Sorulunca hayvanların hakkının, erkeklerini tohumluk vermek ve Allah rızası için yük/su taşımak üzere ödünç vermek olduğunu bildirdi. Zekâtı verilmemiş diğer malların da kıyamette yılan şekline dönüşeceğini ekledi. (Müslim, Zekât 6; Dârimî, Zekât 3)

10. Koyunların Zekâtı

2412 — Enes b. Mâlik: Hz. Ebû Bekir'in yazdığı zekât mektubunda koyun nisabı: 40'tan 120'ye kadar 1 koyun; 121-200 arası 2 koyun; 201-300 arası 3 koyun; 300'den sonra her 100 koyunda 1 koyun. Yaşlı, kusurlu hayvanlar ve koçlar zekât olarak alınmaz. Gümüşün zekâtı kırkta birdir; 190 dirhemin altına zekât düşmez. (Buhârî, Zekât 4; İbn Mâce, Zekât 10)

11. Zekâtı Verilmeyen Hayvanlar Ne Yapar?

2413 — Ebû Zer: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Devesinin, sığırının, koyununun zekâtını vermeyen kimseye, o hayvanlar kıyamette dünyadakinden daha güçlü gelip onu boynuzlar ve çiğner; insanların hesabı bitene kadar bu sürer." (İbn Mâce, Zekât 2; Buhârî, Zekât 44)

12. Zekât Memuru Malları Birleştirip Ayıramaz

2414 — Süveyd b. Gafele: Rasûlullah (s.a.v)'in zekât memuru, "sağmal hayvanlardan zekât almamamız, ayrı malları çok zekât almak için birleştirmememiz, bir malı da zekâtı düşürmek için ayırmamamız emredildi" dedi. (İbn Mâce, Zekât 11; Dârimî, Zekât 8)

2415 — Vâil b. Hucr: Zekât memuruna hasta bir deve verilince Rasûlullah (s.a.v) beddua etti; adam iyi bir deve getirince de bereket duası etti. (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

13. Zekâtını Kendiliğinden Getirenlere Dua

2416 — Abdullah b. Evfâ: Bir topluluk zekâtını kendi eliyle getirince Rasûlullah (s.a.v) "Allah'ım falan aileye rahmet et" diye dua etti. (Müslim, Zekât 54; Ebû Dâvûd, Zekât 6)

14-15. Zekât Memuru Memnun Edilmeli / Mükellef-Memur İlişkisi

2417-2418 — Cerîr: Bedeviler "zekât memurların bize zulmediyor" deyince Rasûlullah (s.a.v) üç kez "Memurlarınızı memnun ediniz" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Zekât 5; Müslim, Zekât 55)

2419 — Müslim b. Sefine: Zekât memurlarının koyun seçerken kuzulayacak hayvanı almaması gerektiğine dair bir uygulama örneği anlatılır. (Ebû Dâvûd, Zekât 5)

2420 — Ebû Hüreyre, Hz. Ömer'den: İbn Cemîl, Hâlid b. Velîd ve Abbas'ın zekât vermediği söylenince Rasûlullah (s.a.v) her birinin durumunu ayrı ayrı açıkladı; Hâlid'in techizatını Allah yoluna vakfettiğini, Abbas'ın zekâtının bir mislini de üstlendiğini bildirdi. (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

2421 — Bir adam zekât yüzünden dövülme tehlikesi yaşadığını anlatınca Rasûlullah (s.a.v): "Bu zekâtlar muhacir fakirlere gitmeseydi almazdım" buyurdu. (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

16-17. Atlar ve Köleler İçin Zekât Var mı?

2422-2427 — Ebû Hüreyre'den çok sayıda rivayetle: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Müslümanın kölesine ve atına zekât gerekmez." (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

18. Gümüşün Zekâtı

2428-2431 — Ebû Saîd el-Hudrî: "Beş ukıyyeden az gümüşe, beşten az deveye, beş vesaktan az mahsule zekât gerekmez." (Buhârî, Zekât 4; Müslim, Zekât 2)

2432-2433 — Ali (r.a): Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Atlardan ve gümüşten zekât almıyorum — iki yüz dirhemin altına zekât yoktur." (Tirmizî, Zekât 3; İbn Mâce, Zekât 4)

19. Süs Eşyalarının Zekâtı

2434 — Amr b. Şuayb, babası ve dedesinden: Yemenli bir kadının kızının elindeki kalın altın bilezikleri gösterip "Bunun zekâtını verdin mi?" diye soran Rasûlullah (s.a.v), vermediğini öğrenince "Kıyamette bunların yerine ateşten bilezik takılması seni sevindirir mi?" buyurdu; kadın bilezikleri Allah ve Resûlü'ne verdi. (Ebû Dâvûd, Zekât 3; Müsned 6159)

20. Zekât Vermeyenlerin Âhiretteki Durumu

2435-2436 — İbn Ömer ve Ebû Hüreyre: Zekâtı verilmeyen malın kıyamette kel başlı, çift boynuzlu bir yılan şekline dönüşüp sahibini yakalayacağı ve "Ben senin malın ve hazinenim" diyeceği anlatılır; Âl-i İmrân 180. ayeti bu bağlamda okunur. (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân 4; İbn Mâce, Zekât 2)

21-24. Hurma, Buğday ve Hububatın Zekâtı; Nisap Miktarı

2437-2441 — Ebû Saîd el-Hudrî'den tekrarlanan rivayetlerle: "Beş vesaktan az hurma ve tahıla, beş ukıyyeden az gümüşe, beşten az deveye zekât (öşür) gerekmez." (Buhârî, Zekât 4; Tirmizî, Zekât 7)

25. Onda Bir ve Yirmide Bir Zekât (Öşür) Ne Zaman Verilir?

2442-2444 — Sâlim (babasından), Câbir b. Abdullah ve Muâz'dan: "Yağmur, nehir ve pınarla sulanan arazinin gelirinden onda bir; taşıma su veya kuyudan çekerek sulanan arazinin gelirinden yirmide bir zekât (öşür) alınır." (Buhârî, Zekât 56; Ebû Dâvûd, Zekât 11; Müslim, Zekât 1; İbn Mâce, Zekât 17)

26. Zekâtı Tahminle Alan Memur Ne Yapmalı?

2445 — Sehl b. Ebî Hasme: Zekât memuru "Zekâtı tahmin üzere alacağınızda üçte birini bırakarak alınız" buyruğunu bildirdi. (Ebû Dâvûd, Zekât 14; Tirmizî, Zekât 17)

27. Zekât Verirken Kötü Olanı Seçip Vermeyin

2446 — Ebû Ümâme Sehl b. Huneyf, Bakara 267. ayetin tefsirinde: Rasûlullah (s.a.v), düşük kaliteli, işe yaramaz malların zekât olarak alınmasını yasakladı. (Ebû Dâvûd, Zekât 16)

2447 — Avf b. Mâlik: Rasûlullah (s.a.v), mescide asılan kötü bir hurma salkımını bastonuyla dürterek "Bu sadakanın sahibi kıyamette kötü hurma yiyecektir" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Zekât 16; İbn Mâce, Zekât 19)

28. Madenlerin (Rikâz) Zekât Oranı Kaçtır?

2448-2451 — Amr b. Şuayb ve Ebû Hüreyre'den: Yerleşim dışında bulunan define ve hazinelerden (rikâz) beşte bir zekât alınır; kuyu, maden kazası gibi durumlarda tazminat gerekmez. (Tirmizî, Zekât 16; Dârimî, Zekât 29)

29. Bal İçin Zekât Var mıdır?

2452 — Amr b. Şuayb, babası ve dedesinden: Hilâl'in bal öşürünü vermesi ve Selebe vadisinin kendisine tahsisi anlatılır; Hz. Ömer halifeliğinde bu şart devam ettirilmiştir. (Ebû Dâvûd, Zekât 17; Dârimî, Zekât 29)

30-45. Fitrenin Miktarı, Ölçüsü ve Zamanı

2453-2474 — İbn Ömer, Ebû Saîd el-Hudrî, Kays b. Sa'd ve diğerlerinden çok sayıda rivayetle: Fıtır sadakası (fitre), hür-köle, kadın-erkek, küçük-büyük her Müslüman için hurma, arpa, kuru üzüm, keş (kurutulmuş peynir) veya undan bir sa' (yaklaşık 3 kg); buğdaydan ise yarım sa' olarak, bayram namazından önce verilir. Fitrenin zekâttan önce farz kılındığı ve Muâviye döneminde şam buğdayının ölçüsünün güncellendiği de bu bölümde anlatılır. (Ebû Dâvûd, Zekât 18-20; Tirmizî, Zekât 35-36; Müslim, Zekât 4-5; Muvatta', Zekât 28)

46. Zekât Bir Bölgeden Diğerine Aktarılabilir mi?

2475 — İbn Abbas: Muâz'ın Yemen'e gönderilişiyle ilgili hadis (bk. madde 1) tekrar bu bağlamda, zekâtın toplandığı bölgenin fakirlerine dağıtılması esası olarak nakledilir. (İbn Mâce, Zekât 1; Dârimî, Zekât 1)

47. Zengin Kimseye Farkında Olmadan Zekât Verilirse

2476 — Ebû Hüreyre: Zekâtını gizlice vereceğine söz veren bir adamın zekâtı sırasıyla bir hırsıza, bir fahişeye ve bir zengine ulaşır; rüyasında bu kişilerin her birinin bu vesileyle doğru yola geldiği kendisine bildirilir. (Buhârî, Zekât 15; Müslim, Zekât 24)

48. Haram Maldan Zekât Verilir mi?

2477 — Ebü'l-Melîh, babasından: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Allah abdestsiz namazı kabul etmez, çalıntı maldan da zekât kabul etmez." (Buhârî, Zekât 8; İbn Mâce, Tahâret 17)

2478 — Ebû Hüreyre: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Allah, helâl kazançtan verilen bir hurma kadar zekâtı bile sağ eliyle kabul eder ve onu dağdan büyük oluncaya kadar büyütür." (Buhârî, Zekât 8; İbn Mâce, Tahâret 17)

49. Herkes Durumuna Göre İnfak Etmeli

2479 — Abdullah b. Hubşî el-Has'amî: Peygamber'e (s.a.v) hangi zekâtın daha değerli olduğu sorulunca "Duruma göre verilen zekâttır" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât 347; Dârimî, Salât 135)

2480-2481 — Ebû Hüreyre: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Durumuna göre bir dirhem yüz bin dirhemi geçebilir" — iki dirhemi olup birini veren, malının çoğunu verenden daha büyük bir fedakârlık yapmıştır. (Buhârî, Tefsîr 146; Müslim, Zekât 21)

2482-2483 — Ebû Mes'ûd: Az imkânla sadaka verenlerle çok mal verenlerin kıyaslandığı, münafıkların alay ettiği ve bunun üzerine Tevbe 79. ayetin indiği olay anlatılır. (Buhârî, Tefsîr 146; Müslim, Zekât 21)

50-53. Veren El mi, Alan El mi Üstündür?

2484 — Hakîm b. Hızam: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu: "Veren el alan elden daima üstündür." (Müslim, Zekât 32; Dârimî, Zekât 22)

2485 — Târık el-Muharibî: "Veren el üstündür. Yedirip içirmeye geçimini üstlendiğin kimselerden başla: annen, baban, kardeşlerin... sonra yakınlık sırasına göre devam et." (Müslim, Zekât 32; Dârimî, Zekât 22)

2486-2487 — Abdullah b. Ömer ve Ebû Hüreyre: "Üstün olan el infak edip veren eldir, aşağı olan dilencilik yapan eldir. Sadakanın hayırlısı, vereni güç duruma sokmayandır; harcamaya geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselerden başla." (Müslim, Zekât 32; Dârimî, Zekât 22)

54-55. Kimlerin Geçimi Sağlanmalı? / Muhtaç Kimse Sadaka Verirse

2488 — Ebû Hüreyre: Bir adam elindeki dinarları kime harcayacağını sorunca Rasûlullah (s.a.v) sırasıyla "kendin, hanımın, çocuğun, hizmetçin" cevabını verdi. (Müslim, Zekât 32; Dârimî, Zekât 22)

2489 — Ebû Saîd: Fakir kıyafetli bir adama cemaatin sadaka vermesini isteyen Rasûlullah (s.a.v), adamın aldığı iki elbiseden birini tekrar sadaka olarak vermesine izin vermeyip "elbiseni al" diyerek uyardı — ihtiyaç sahibinin kendi ihtiyacını önce karşılaması gerektiğine işaret etti. (Müslim, Zekât 32; Dârimî, Zekât 22)

56-58. Köle ve Kadının Sadaka Vermesi

2490 — Yezid b. Ebî Ubeyd: Efendisinin emri olmadan fakire yemek veren bir köleye Rasûlullah (s.a.v), "mükâfat ikinizindir" buyurdu. (İbn Mâce, Ticâret 66; Müslim, Zekât 26)

2491 — Ebû Mûsâ: "Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir" — imkânı olmayan çalışır, çalışamayan yardım eder, onu da yapamayan iyiliği emreder, kötülüğe engel olur; bunların hepsi sadakadır. (Müslim, Zekât 16; Buhârî, Zekât 26)

2492 — Âişe: Kadının kocasının evinden tasadduk etmesi halinde hem kadına hem kocaya sevap yazılır. (Tirmizî, Zekât 34; Ebû Dâvûd, Büyû' 86)

2493 — Abdullah b. Amr: Rasûlullah (s.a.v), Mekke'nin fethedildiği gün, kadının kocasından izinsiz sadaka veremeyeceğini bildirdi. (Tirmizî, Zekât 34; Ebû Dâvûd, Büyû' 86)

59-60. Eli Uzun Olmak ve En Değerli Sadaka

2494 — Âişe: Peygamber'in (s.a.v) hanımları "eli en uzun olanınız" ifadesini kimin önce vefat edeceği şeklinde yorumladılar; bunun çok sadaka vermek anlamına geldiği, ilk vefat eden Sevde'nin (r.a) cömertliğiyle doğrulandığı anlatılır. (Buhârî, Zekât 12; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 17)

2495-2497 — Ebû Hüreyre ve Hakîm b. Hızam: "Sadakanın en değerlisi, kişinin sıhhatli ve zenginliğe hâlâ hırslıyken, fakirleşmekten korkarken verdiği sadakadır; veren kimseyi güç duruma sokmayan ve alanı ihtiyaçtan kurtaran sadakadır." (Buhârî, Vesâyâ 7, Zekât 18; Ebû Dâvûd, Vesâyâ 3; Dârimî, Zekât 23)

2498 — Ebû Mes'ûd: Karşılığını Allah'tan bekleyerek geçimini sağlamakla yükümlü olduğu kimselere yapılan harcama da sadaka sayılır. (Buhârî, Zekât 18; Dârimî, Zekât 23)

2499 — Câbir: Bütün malı bir köleden ibaret olduğu halde onu azat eden bir sahâbîye Rasûlullah (s.a.v) köleyi sattırıp parayı önce kendisine, artarsa ailesine, yine artarsa yakınlarına harcamasını öğütledi. (Müslim, Zekât 13; Ebû Dâvûd, Itk 9)

61. Cimri Kimsenin Sadakası

2500-2501 — Ebû Hüreyre: Cömert ile cimrinin durumu, üzerlerinde demirden zırh olan iki kişiye benzetilir: Cömert sadaka vermek istedikçe zırh genişler, cimri ise sıkışıp daralır. (Buhârî, Zekât 29-30; Müslim, Zekât 23)

62. Saymadan, Hesaplamadan Vermek

2502-2504 — Hz. Âişe ve Esmâ bint Ebî Bekir: Rasûlullah (s.a.v), sadaka verirken hesap kitap yapmamalarını, "Allah da sana hesaplayarak verir" diyerek öğütledi; gücü yettiğince vermeyi, kesenin ağzını bağlamamayı tavsiye etti. (Ebû Dâvûd, Zekât 46; Müslim, Zekât 28)

63-64. Az da Olsa Sadaka Vermek ve Teşvik Etmek

2505-2506 — Adiy b. Hâtim: "Yarım hurmayla bile olsa cehennem ateşinden korunun; bunu da bulamazsanız güzel söz söyleyin." (Müslim, Zekât 20; Ebû Dâvûd, Zekât 46)

2507 — Münzir b. Cerîr, babasından: Rasûlullah'ın (s.a.v) fakir bir topluluk için yaptığı çağrı üzerine sahâbenin coşkuyla sadaka verdiği, Rasûlullah'ın "İslâm'da iyi bir çığır açanın, o yolda amel edenlerin sevabından da pay alacağı" hükmünü bildirdiği uzun bir olay nakledilir. (Müslim, Zekât 20; Ebû Dâvûd, Zekât 46)

2508 — Hârise: "Öyle bir zaman gelecek ki, sadaka götürülen kişi 'dün getirseydin alırdım, bugün alamam' diyecek" — sadakaya ihtiyacın azalacağı bir refah dönemine işaret eder. (Buhârî, Zekât 17; Müslim, Zekât 18)

65-66. Hayra Vesile Olmak ve Sadakada Kibir

2509-2510 — Ebû Mûsâ ve Muâviye: "Hayır işlerine vesile olun ki Allah size de lütfetsin." (Buhârî, Edeb 16; Ebû Dâvûd, Edeb 124)

2511-2512 — Câbir ve Amr b. Şuayb: Allah'ın hoşlandığı kibrin, kişinin savaşta ve sadaka verirken gösterdiği izzet-i nefis olduğu; "yiyin, sadaka verin, kibir ve israfa kaçmadan giyinin" buyruğu aktarılır. (Ebû Dâvûd, Cihâd 114; İbn Mâce, Libâs 22)

67-69. Vekâleten Sadaka, Gizli Verme, Başa Kakma

2513 — Ebû Mûsâ: Efendisinin izniyle malından gönül rızasıyla sadaka veren hizmetçi, iki sadaka verenden biri gibi sevap kazanır. (Buhârî, Zekât 26; Müslim, Birr ve Sıla 17)

2514 — Ukbe b. Âmir: Kur'an'ı açıktan okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir; gizli okuyan da gizli veren gibidir. (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân 20; Ebû Dâvûd, Salât 315)

2515-2517 — Sâlim b. Abdullah ve Ebû Zer: Kıyamette Allah'ın konuşmayacağı, yüzlerine bakmayacağı üç grup arasında "verdiğini başa kakanlar" da sayılır; Âl-i İmrân 77. ayet bu bağlamda okunur. (İbn Mâce, Ticârât 30; Müsned 2539)

70-72. Dilenciyi Boş Çevirmemek

2518 — İbn Büceyd el-Ensârî: "Dilenciyi boş çevirmeyin, bir hayvan tırnağı bile olsa verin." (Tirmizî, Zekât 29; Ebû Dâvûd, Zekât 33)

2519 — Behz b. Hakîm: Kendisine gelen dilenciye vermeyen kimseye kıyamette bu ihmalinin ağır bir karşılığı olacağı bildirilir. (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

2520 — İbn Ömer: "Allah adına sığınana yardım edin, Allah adına isteyene verin." (Ebû Dâvûd, Edeb 117)

73-74. İslâm'ın Alâmetleri ve En Hayırlı İnsan

2521 — Behz b. Hakîm: İslâm'ın alâmetlerinin, tevhidi ikrar etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek ve Müslümanların can-mal-ırz güvenliğine saygı olduğu anlatılır. (Müsned 19162)

2522 — İbn Abbas: En hayırlı insanın Allah yolunda cihad eden veya bir dağ başında namazını kılıp zekâtını veren kimse olduğu; en şerlisinin ise isteyene vermeyen olduğu bildirilir. (Muvatta', Cihâd 1; Dârimî, Cihâd 5)

75. İsteyene Verenin Sevabı

2523 — Ebû Zer: Allah'ın sevdiği üç kişiden biri, akrabalık bağı olmaksızın gizlice ihtiyaç sahibine yardım edendir; Allah'ın buğz ettiği üç kişiden biri de "kibirli fakir"dir. (Tirmizî, Sıfatü'l-Cenne 25)

76-77. Gerçek Miskin Kimdir? / Kibirli Fakir

2524-2527 — Ebû Hüreyre ve Ümmü Büceyd: "Miskin, kapı kapı dolaşıp bir iki lokma isteyen değildir; miskin, ihtiyacı olduğu halde iffetinden dolayı istemeyen ve durumu bilinmediği için kendisine sadaka verilmeyen kimsedir." Bakara 273. ayet bu bağlamda okunur. (Buhârî, Zekât 54; Dârimî, Zekât 2; Tirmizî, Zekât 29)

2528-2529 — Ebû Hüreyre: Kıyamette Allah'ın konuşmayacağı üç kişi arasında "büyüklük taslayan fakir" de sayılır. (Sadece Nesâî rivayet etmiştir)

78-79. Dul-Miskinlere Yardım ve Kalpleri Isındırılacaklar

2530 — Ebû Hüreyre: Dul ve miskinlerin işine koşan kimse, Allah yolunda cihad eden gibidir. (İbn Mâce, Ticârât 1; Müslim, Zühd 2)

2531 — Ebû Saîd el-Hudrî: Hz. Ali'nin gönderdiği altınların "müellefe-i kulûb" (kalpleri İslâm'a ısındırılacak kişiler) arasında paylaştırılması ve Hâricîlerin ilk işaretlerine dair meşhur olay anlatılır. (Müslim, Zekât 47; Ebû Dâvûd, Sünnet 31)

80. Kefil Olan Kimseye Zekât Verilir mi?

2532-2533 — Kabîsa b. Muharik: Dilenmenin (zekât istemenin) yalnızca üç durumda helâl olduğu bildirilir: 1) başkasına kefil olup borç yüklenen, borcu bitene kadar; 2) malını bir afetle kaybeden, geçimi düzelene kadar; 3) üç güvenilir kişinin fakir olduğuna şahitlik ettiği kimse, yeterli mala ulaşana kadar. (Müslim, Zekât 56; Dârimî, Zekât 37)

81-82. Yetimlere ve Akrabaya Sadaka

2534 — Ebû Saîd el-Hudrî: Dünya malının aldatıcılığına dair meşhur hutbe — mal, hakkıyla yetime, fakire ve yolda kalmışa infak edilirse hayırlı olur. (Buhârî, Zekât 48; Müslim, Zekât 40)

2535-2536 — Selman b. Âmir ve Zeyneb (r.anha): Akrabaya verilen sadakada hem sadaka hem sıla-i rahim (akrabalık bağını gözetme) sevabı birlikte kazanılır. (Tirmizî, Zekât 26; Buhârî, Zekât 49; Müslim, Zekât 14)

83-86. Dilenmenin Hükmü ve Değeri

2537-2539 — Ebû Hüreyre, İbn Ömer, Âiz b. Amr: "Odun toplayıp sırtında taşıyarak satmak, dilenmekten daha hayırlıdır." Dilencilikle geçinenlerin kıyamette yüzlerinde et olmadan geleceği bildirilir. (Müslim, Zekât 35; Tirmizî, Zekât 38)

2540 — İbnü'l-Firâsî: Dilenme izni sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v) "Ancak çaresiz kalırsan, iyi kimselerden iste" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Zekât 28)

2541-2543 — Ebû Saîd ve Sevbân: Sabrın ve iffetin (istemekten kaçınmanın) fazileti vurgulanır; "kimseden bir şey istememeye kefil olana Cennet vardır." (Ebû Dâvûd, Zekât 27-28; Müslim, Zekât 35, 42)

2544 — Kabîsa b. Muharik: Dilenmenin helâl olduğu üç durum (madde 80'deki gibi) tekrar sayılır, bunun dışındaki dilenmenin haram olduğu vurgulanır. (Ebû Dâvûd, Zekât 27; Dârimî, Zekât 37)

87-90. Zenginliğin Ölçüsü ve Dilenmenin Sınırları

2545 — Abdullah b. Mesûd: İhtiyacı olmadığı halde dilenen kimsenin kıyamette yüzünde et olmadan geleceği; zenginlik ölçüsünün elli dirhem gümüş veya dengi altına sahip olmak olduğu bildirilir. (İbn Mâce, Zekât 26; Tirmizî, Zekât 22)

2546 — Muâviye: "Israrla istemeyin; hoşlanmadığım bir şeyi ısrarla isteyen kimseye verdiğimde bereketi kalmaz." (Müslim, Zekât 33; Dârimî, Zekât 17)

2547-2550 — Amr b. Şuayb, Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre: "Kırk dirhemi olduğu halde dilenen, muhtaç olmadığı halde dilenmiş olur"; zengin ve çalışabilecek güçte olana sadaka helâl değildir. (Sadece Nesâî; Ebû Dâvûd, Zekât 28)

91-94. Zenginin Sadakada Hakkı Olmaması ve İstemeden Verilen

2551 — Ubeydullah b. Adiy b. Hıyâr: Rasûlullah (s.a.v), sadaka isteyen iki güçlü-kuvvetli kişiye "dilerseniz veririm ama zengin ve çalışabilene bu malda hak yoktur" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Zekât 23)

2552-2554 — Semure b. Cündüb ve Hakîm b. Hızam: "Dilenmek, yüzü tırmalamak gibidir" — ancak yetkili makamdan istemek veya gerçek çaresizlik hâli bunun dışındadır. (Ebû Dâvûd, Zekât 23; Müslim, Zekât 32)

2557-2561 — İbnü's-Sâidî ve Abdullah b. Sa'dî, Hz. Ömer'den: Görev karşılığı istemeden verilen bir malın reddedilmemesi, alınıp ya kullanılması ya da tasadduk edilmesi gerektiği; "istemeden ve açgözlülük etmeden sana verileni al, verilmeyende gözün kalmasın" öğüdü tekrarlanır. (Müslim, Zekât 37; Ebû Dâvûd, Zekât 27-28)

95-98. Ehl-i Beyte Zekât Verilmemesi

2562 — Rabîa b. Hâris: Abdulmuttalib ve Fadl b. Abbas'ın zekât toplama görevi istemesi üzerine Rasûlullah (s.a.v), sadakanın "insanların mallarının kiri" olduğunu ve kendi soyuna helâl olmadığını bildirdi. (Müslim, Zekât 51; Ebû Dâvûd, İmâret 17)

2563-2564 — Enes b. Mâlik: "Bir kavmin yeğenleri kendilerinden sayılır" — bu kaide, madde 96'da Ehl-i Beyt'in kapsamını genişletmek için zikredilir. (Buhârî, Menâkıb 17; Dârimî, Siyer 37)

2565 — İbn Ebî Râfi': "Bir kavmin azatlı kölesi de onlardan sayılır" — bu sebeple Peygamber ailesinin azatlı kölelerine de zekât verilmez. (Tirmizî, Zekât 25; Müslim, Zekât 50)

2566 — Behz b. Hakîm: Rasûlullah (s.a.v), kendisine getirilen bir şeyin hediye mi zekât mı olduğunu sorar, zekâtsa yemez, hediyeyse kabul ederdi. (Tirmizî, Zekât 25; Müslim, Zekât 50)

99. Zekât El Değiştirirse Zekât Özelliği Kalmaz

2567 — Hz. Âişe: Azat edilen câriye Berîre'ye zekât olarak verilen etin, Berîre'nin bunu Âişe'ye hediye etmesiyle artık "zekât" değil "hediye" sayıldığı ve bu sebeple Rasûlullah'ın (s.a.v) yiyebildiği anlatılır — malın el değiştirmesiyle zekât hükmünün değiştiğini gösteren meşhur bir örnektir. (Tirmizî, Zekât 25; Müslim, Zekât 50)

100. Verilen Sadaka Geri Satın Alınabilir mi?

2568-2570 — Hz. Ömer: Allah yolunda tasadduk ettiği bir atın satışa çıktığını görünce onu geri satın almak isteyen Ömer'e Rasûlullah (s.a.v), "sadakandan dönme, çünkü kustuğunu yiyen köpek gibi olursun" buyurarak izin vermedi. (Tirmizî, Zekât 32; Ebû Dâvûd, Zekât 9)

2571 — Saîd b. Müseyyeb: Rasûlullah'ın (s.a.v), Attâb b. Esîd'e yaş hurmanın zekâtının kuru hurma üzerinden, yaş üzümün de kuru üzüm üzerinden hesaplanabileceğini emrettiği bildirilir. (Tirmizî, Zekât 17; Ebû Dâvûd, Zekât 13)

Aramanızla eşleşen bir başlık bulunamadı. Farklı bir kelime deneyin.

Yukarıdaki 100 konu başlığı (hadis no. 2392–2571), İbrahim Canan'ın Kütüb-i Sitte derlemesinde "Kitâbü'z-Zekât" bölümünün tamamıdır — zekât ve fitrenin farziyeti, nisap ve oranlarından (1-48), gönüllü sadakanın âdâbına, dilenmenin hükmüne ve Ehl-i Beyt'e zekâtın haram oluşuna (49-100) kadar hiçbir başlık atlanmadan aktarılmıştır. Bu derleme, altı hadis kitabının (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce) zekâtla ilgili bölümlerini konu konu bir araya getiren, Diyanet ve akademik çevrelerde yaygın kullanılan güvenilir bir kaynaktır. Her bir orijinal hadis kitabının kendi cilt düzeninde ayrıca binlerce başka konudaki (namaz, oruç, nikâh, ceza hukuku vb.) hadisi de içerdiğini; burada yalnızca zekât/fitre/sadaka bölümünün listelendiğini belirtmek gerekir.

10 — Yorum Gelenekleri

Tefsirlerde zekât

İslam âlimleri, zekâtla ilgili ayetleri farklı yöntemlerle açıklamıştır. Aşağıda, konuyla ilgili en çok başvurulan tefsirlerden bazıları — özellikle Rûhu'l-Beyân — ve zekât ayetlerine yaklaşımları özetlenmiştir.

Rûhu'l-Beyân
İsmail Hakkı Bursevî (v. 1725)

Osmanlı döneminin en hacimli işârî (tasavvufi) tefsirlerinden biridir. Tevbe suresinin zekâtla ilgili 60. ayetini yorumlarken, hem klasik fıkhi açıklamalara hem de ayetin işaret ettiği manevi inceliklere yer verir. Bursevî, zekât veren kişinin niyetindeki ihlasa ve malın arınmasının kişinin kalbinin arınmasıyla ilişkisine özellikle dikkat çeker; bu yönüyle Rûhu'l-Beyân, zekâtı yalnızca hukuki değil, aynı zamanda tasavvufi bir olgunlaşma vesilesi olarak ele alır.

Câmiu'l-Beyân
Taberî (v. 923)

Tefsir ilminin temel kaynaklarından biri kabul edilen bu eser, rivayet metodunu esas alır. Zekâtın sarf yerlerini sayan Tevbe 60. ayeti açıklarken, sahabe ve tabiin görüşlerini bir araya getirerek her bir sınıfın (fakir, miskin, âmil vb.) kimleri kapsadığını ayrıntılı biçimde tartışır.

Mefâtîhu'l-Gayb
Fahreddin er-Râzî (v. 1210)

Akli ve kelami yönü güçlü bir tefsirdir. Zekâtla ilgili ayetlerde, hükmün hikmetini ve mal-mülk-toplum ilişkisinin ahlaki temellerini akıl yürüterek açıklamaya özel önem verir; bu yönüyle diğer klasik tefsirlerden ayrılır.

Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm
İbn Kesîr (v. 1373)

Rivayet tefsiri geleneğinin en çok başvurulan eserlerinden biridir; ayetleri önce ayetle, sonra sahih hadislerle açıklama yöntemiyle tanınır. Zekâtın farziyeti ve sekiz sınıfı konusunda naklettiği hadisler, birçok modern tefsir ve ilmihalde referans olarak kullanılır.

El-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân
Kurtubî (v. 1273)

Özellikle fıkhî (hukuki) hükümler içeren ayetlerin tefsirinde en çok tercih edilen kaynaklardan biridir. Zekâtın nisap, oran ve sarf yerleriyle ilgili mezhep görüşlerini karşılaştırmalı olarak sunması, eseri zekât hukuku açısından vazgeçilmez kılar.

Hak Dini Kur'ân Dili
Elmalılı M. Hamdi Yazır (v. 1942)

Türkiye'de Latin harfleriyle yazılmış, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın desteğiyle hazırlanmış ve en yaygın kabul gören Türkçe tefsirdir. Geleneksel rivayet yöntemiyle modern izah tarzını birleştirir; zekâtla ilgili ayetleri hem dönemin hem de günümüzün ihtiyaçlarına referansla açıklar.

Bunlara ek olarak, günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı Kur'an Yolu Tefsiri de, klasik tefsirlerdeki birikimi güncel dille sunması sebebiyle Türkiye'de geniş kabul gören bir başvuru kaynağıdır.

11 — Günümüz Meseleleri

Kripto para ve hisse senedi zekâtı

Klasik fıkhın mal kategorileri, günümüzün yeni finansal araçlarına kıyasla uygulanırken güncel fetva kurulları devreye girer. İki örnek üzerinden bakalım.

Kripto Paralar

  • Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, kripto paraların temelden haram sayılmadığını, ancak şu an için "para" olarak kullanılmalarına cevaz verilmediğini, alınıp satılan bir "değer" olarak görüldüğünü belirtir.
  • Buna göre, zekât şartlarını taşıyan bir kişi elindeki kripto varlıkların zekâtını, zekâtın gerekli olduğu tarihteki güncel piyasa değeri üzerinden vermelidir.
  • Bazı ilahiyatçılar, kripto paraların merkeziyetsiz ve dalgalı yapısı sebebiyle bu konuda daha ihtiyatlı görüşler ileri sürmektedir; bu nedenle kesin bir icmâdan söz etmek şu an için mümkün değildir.

Hisse Senetleri

  • Din İşleri Yüksek Kurulu'na göre, üretim/ticaretle uğraşan bir şirketin hissesine sahip olan kişi, o hissenin temsil ettiği ticaret malı ve nakit kısmı oranında zekâtla yükümlüdür.
  • Hesaplama, şirketin toplam öz kaynağından bina, makine ve demirbaş gibi sabit kıymetlerin değeri düşülüp kalan ticari varlık ve nakdin hisse başına düşen payının belirlenmesiyle yapılır.
  • Sadece kâr payı (temettü) elde etmek amacıyla, şirketin faaliyetine karışmadan tutulan hisselerde bazı âlimler daha basitleştirilmiş bir hesaplama yolunu benimser; bu noktada da görüş farklılıkları bulunur.

Bu başlıktaki değerlendirmeler hızla gelişen bir alana ait olduğundan, güncel ve bağlayıcı bir cevap için ilgili yetkili fetva kurumuna (örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu) danışılması önemle tavsiye edilir.

12 — Sık Sorulanlar

Merak edilenler

Oturduğum ev ve kullandığım araba zekâta tabi mi?

Hayır. Kişinin kendi oturduğu ev, kullandığı araç ve giyim eşyası gibi temel ihtiyaç maddeleri zekât hesabına dahil edilmez. Ancak kiraya verilen bir gayrimenkulün geliri, diğer varlıklarla birlikte nisabı aşıyorsa bu gelir zekâta tabi olabilir.

Kadınların taktığı ziynet altını zekâta tabi midir?

Bu konuda mezhepler arasında görüş ayrılığı vardır. Hanefi mezhebine göre kullanılan ziynet altını da zekâta tabidir. Şafii mezhebine göre ise günlük kullanılan ziynet eşyası zekâttan muaftır.

Zekâtımı Ramazan ayında vermek zorunda mıyım?

Hayır, dinen böyle bir zorunluluk yoktur. Zekât, malın nisaba ulaştığı tarihten itibaren bir kameri yılın dolduğu herhangi bir anda verilebilir. Türkiye'de yaygın olarak Ramazan ayında verilmesi sevap ve bereketin daha fazla olacağı inancından kaynaklanan bir gelenektir.

Ticaret yapan biri zekâtını nasıl hesaplar?

Ticaret erbabı, işyerindeki stok mallarını alış fiyatı üzerinden değerler, buna elindeki nakit parayı ve alacaklarını ekler, kısa vadeli borçlarını düşer. Kalan tutar nisabı aşıyor ve üzerinden bir yıl geçmişse, bu tutarın %2,5'i zekât olarak verilir.

Zekât ile borç ilişkisi nasıldır?

Zekât hesaplanırken, o zekât yılı içinde ödenmesi gereken borçlar toplam varlıktan düşülür. Geriye kalan miktar nisabı aşıyorsa zekât farz olur. Uzun vadeli borçların tamamı değil, genellikle o döneme denk gelen kısmı dikkate alınır.

Zekâtımı bir derneğe veya vakfa verebilir miyim?

Evet, zekâtın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında aracı kurumlar kullanılabilir. Önemli olan, zekâtın nihayetinde Kur'an'da belirtilen sekiz sınıftan birine ulaşmasıdır. Güvenilir, şeffaf ve zekât dağıtımını doğru yapan kurumları tercih etmek önemlidir.

Kaynakça

Başvurulan tefsir ve hadis eserleri

Bu sayfa hazırlanırken, klasik kaynakların özgün (Arapça) metinleri ile güvenilir Türkçe neşirleri esas alınmıştır.

EserMüellif / Künye
Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ânEbû Ca'fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî (v. 310/922)
El-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ânEbû Abdillâh Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî (v. 671/1273)
Tefsîru'l-Kur'âni'l-AzîmEbü'l-Fidâ İsmâil b. Kesîr (v. 774/1373)
Mefâtîhu'l-Gayb (et-Tefsîru'l-Kebîr)Fahreddin Muhammed b. Ömer er-Râzî (v. 606/1210)
Rûhu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ânİsmail Hakkı Bursevî (v. 1137/1725)
Hak Dini Kur'ân DiliElmalılı Muhammed Hamdi Yazır (v. 1942)
Kur'an Yolu TefsiriDiyanet İşleri Başkanlığı (heyet)
Sahîhu'l-BuhârîEbû Abdillâh Muhammed b. İsmâil el-Buhârî (v. 256/870)
Sahîhu MüslimEbü'l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc (v. 261/875)
Sünenü Ebî DâvûdEbû Dâvûd Süleymân b. el-Eş'as es-Sicistânî (v. 275/889)
Câmiu't-Tirmizî (Sünen)Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ et-Tirmizî (v. 279/892)
Sünenü'n-NesâîEbû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb en-Nesâî (v. 303/915)
Sünenü İbn MâceEbû Abdillâh Muhammed b. Yezîd İbn Mâce (v. 273/887)